…Çok uzun yıllar oturduÄŸum Mersin’de uluslararası bir müzik festivalinin ilkinin gerçekleÅŸtirileceÄŸini duymak beni ne kadar mutlu etti bilemezsiniz. Sanırım iki yıl kadar önce bir televizyon kanalında ÅŸehrimizin önde gelen ÅŸahsiyetleri Mersin’in bir turizm kenti mi yoksa bir ticaret merkezimi olması gerektiÄŸini tartışmışlardı. Ben de bütün program süresince birilerinin çıkıp ta Üniversitesi, konservatuvarı, Türkiye’nin dördüncü opera ve balesi, tarihi altyapısı, en önemlisi de sanata gönül vermiÅŸ sivil toplum örgütleri olan bir kent her ÅŸeyden önce bir kültür kentidir demelerini boÅŸu boÅŸuna beklemiÅŸtim… Åžimdi bu yönde bir adım atıldığını görmekten gurur duydum. EmeÄŸi geçen tüm kuruluÅŸ. dernek ve kiÅŸilere baÅŸarılar diliyorum.
Malum, bizler elini taşın altına koymadan eleÅŸtiri yapmayı pek seven bir milletizdir. Belki ileride bazıları festival programını beÄŸenmeyecek, bazılarıysa organizasyona kusur bulacak. Ama inanın ki bu altyapıyı oluÅŸturmak pek kolay olmadı. Hatırlar mısınız, İçel Sanat Kulübünün ilk kurulduÄŸu yıllarda ana binanın nasıl restore edileceÄŸi kara kara düşünülürken Semihi Vural’ın baÅŸkanlık ettiÄŸi bir toplantıda Suna Kan resitali önerdiÄŸimde bu fikrin gerçekleÅŸmesi önceleri ne kadar da zor gözükmüştü. Çünkü o zamanlar Mersin de ne bir konser salonu ne de bir konser piyanosu vardı. PTT tesislerinin salonuna o zamanki meÅŸhur emektar piyanoyu Mehmet Ali Meriç bir ÅŸekilde taşımayı baÅŸarmış, Çukurova Sanayi İşletmeleri’nde konserin finansmanını üstlenmiÅŸti. Hatırladığım kadarıyla en büyük sorunumuz Suna Hanım’a eÅŸlik eden rahmetli Gülay UÄŸurata’yı o piyano da çalmaya ikna edebilmekti. Çünkü o zamanlar öğrenci olan ÅŸef Murat Kodallı o piyanoya Gülay Hanım’ın itiraz edebileceÄŸini söylemiÅŸti. Menajerleri Panayot Abacı’ya durumu açtığımda bana sanatçılar Mersin’e gelene kadar hiçbir ÅŸey söylemememi tavsiye etti. Biletler çok kısa sürede bitince ikinci geceye de bir konser koymuÅŸtuk. Sanırım Adana havaalanından yola çıkınca önce piyanonun durumunu anlattım, sonra da defalarca aklımdan geçirip adeta ezberlediÄŸim konuÅŸmamı yaptım. “Sizler devlet sanatçısısınız, sizleri böylesine dinlemek isteyen bu kadar sanatseveri yüz üstü bırakamazsınız”. Her ÅŸey halloldu derken ilk gece salon görevlisi konserden önce dalgınlıkla piyanoyu kilitleyip ÅŸehre gitti, ikinci gece de saÄŸanak yaÄŸmur sonucu salonu sel bastı. Ama her ÅŸey çok güzeldi. Konser geliri ile İçel Sanat Kulübü binası tamir edildi.
Kısa bir süre sonra İrfan Solmazer ve Hanri Atat -ki her ikisi de Mersinde pek çok etkinliÄŸi her zaman desteklemiÅŸ, baÅŸlamasına öncülük etmiÅŸ kiÅŸilerdir- dönemin Mersin Valileri Teoman Ünüsan ve Özdemir HanoÄŸlu ile Kudret Ünal, Semihi Vural Beylerin önderliÄŸinde Mersin Kültür Merkezi DerneÄŸi kuruldu. Beni de aralarına alma nezaketini gösterdiler. Bu dernek, harap durumdaki Kültür Merkezi Binasının restorasyonu için Kültür Bakanlığına baÅŸvurdu, olaÄŸanüstü çabaları ve dönem müsteÅŸarı Erol Gömürgen inde fevkalade desteÄŸiyle Mersinliler Kültür merkezine kavuÅŸtu. Dönemin Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek’in onayıyla Devlet Opera ve Balesi’nin Mersin ‘de, Devlet Senfoni Orkestrası’nın da Adana’da açılmasına karar verildi. Her zaman bu bölüşümün Mersin için daha kârlı olduÄŸunu düşünmüşümdür. Gerçekten de Mersin Opera ve Balesi günden güne geliÅŸerek opera-bale temsilleri, resitaller, orkestra konserleri ile Mersin’in kültürel hayatına büyük bir canlılık getirdi. Küçükler için açtığı kurslarla da altyapının geliÅŸimine katkıda bulundu. Salonun ses ve ışık düzenini Mersin halkı bağışlarıyla satın aldı. Bu müzik dostlarının adları koltukların arkasına yazıldı. Hepimiz cansiperane koltuk sattık. Bu müzik sistemi daha sonra bir kaza (!) sonucu kullanılamaz hale geldi. Bu iÅŸi de ses düzeninin eskisi gibi olmadığını terk ettiÄŸimizde öğrendik. Nihayet açılış gecesi geldi. Bizler çok gayret göstermemize raÄŸmen bağış yapan dostlarımız baÅŸka davetlilerden dolayı o gece o salonda olamadılar. Biz de güç bela en arkalarda bir yer bulduk, hep beraber Kültür Bakanı Fikri SaÄŸlar ile belediye baÅŸkanımız Kaya Mutlu nun birbirlerine dayı yeÄŸen plaket veriÅŸlerini izledik.
Hatırladığım kadarıyla Dernek olarak ilk konserimiz 1994 Ekim ayında Konservatuvar DerneÄŸi ile ortak düzenlediÄŸimiz Mersin Opera Bale Orkestrası eÅŸliÄŸinde Gülsin Onay konseri idi. O sıralarda piyanonun bir bacağı kırılmıştı, çünkü Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde duruyor, konserler için Kültür Merkezine taşınıyordu. Gülsin Onay olaÄŸanüstü mütevazi kiÅŸiliÄŸiyle o piyanoda çalmayı kabul etti. Selma YaÄŸcı’da kırık bacağın önüne bir çiçek saksısı koydu, kötü bir piyano idi ama harika bir salonumuz ve sahnede harika bir solist vardı, ne mutlu bize..
Bir süre sonra Kültür Merkezi DerneÄŸinin aynı anda hem binanın ihtiyaçlarına hem de Opera ve Baleye destek olmasının biraz zor olması gerçeÄŸiyle Hanri Atat Bey’in baÅŸkanlığında Mersin Filarmoni DerneÄŸi’ni kurduk. Amaç çeÅŸitli konser ve resitaller düzenleyerek -ÅŸayet para kazanabilirsek- Mersin Devlet Operası’nın bütçede yer almayan gereksinimlerine destek verebilmekti. Bu çok güzel ÅŸeylerin yapıldığına inandığım bir dönemdi. Bir müddet sonra derneÄŸin baÅŸkanlığını ben devraldım. Filarmoni üyeleri sevgili Gülay Özçürümez, Tülay BardakçıoÄŸlu, Lale DaÄŸlı, Zehra Solmazer, Paola Ok, Servet Yüksel, Gabi Makzume ile birlikte çok güzel iÅŸler yaptık. Ayrıca yönetimde olmayıp her zaman destek veren üyelerimize de burada teÅŸekkür ediyorum.
İmkansızlıklar içinde kıvranırken imdadımıza sevgili dost Ersin Nazlıaka Ankara’dan yetiÅŸti. Ünlü kemancı Pikayzen’in kızı Tatyana Pikayzen’i Mersin’e yine o eski piyanoda resital vermeye davet ettik. HatırlayabildiÄŸim kadarıyla repertuarın ilk bölümü Bach’tan eserlerdi. Birdenbire nasıl olduÄŸumu anlayamadığım bir ÅŸekilde iki televizyon kameramanı sahnede bitiverdi ve solistin burnunun dibine girip ne seyircinin görmesine nede solistin çalmasına imkan verecek ÅŸekilde çekime baÅŸladılar. Dakikalar geçti. Yerimden kalkıp inmeleri için el sallamaya baÅŸladım, nafile… Sonunda dayanamayıp koÅŸar adım sahneye çıkıp her ikisini de kollarında çekip aÅŸağıya indirdim. Kameramanlardan iÅŸittiÄŸim küfürleri duymak bile istemediÄŸinize eminim…
Mersin’de hem bilet satmak hem de satabileceÄŸimiz fiyata nitelikli bir konser sözleÅŸmesi yapmamız çok zordu. Ben de bazı kültür derneklerine mektuplar yazdım. O sıralarda British Counsil etkinlikleri İçel Sanat Kulübü yararına Mersin’e geliyordu, Filarmoni DerneÄŸi’ne de Alman Kültür Merkezi’nden cevap geldi. Konaklama ve yol giderleri bize ait olmak üzere bir caz konseri teklif ettiler. Biz de üstüne atladık tabii… Paramız olmadığı için Altay Bayram’ın dosya kağıdına hazırladığı afiÅŸi fotokopi ile çoÄŸalttık. Bayağı da bilet satıldı. Bu arada Ankara’dan konserde gerekli ses düzeni ile ilgili uzun bir liste geldi. Elde liste kapı kapı dolaşıp sonunda bu iÅŸi yapabilecek tek kiÅŸi olduÄŸu söylenen ÅŸahısla anlaÅŸtık. Üç kiÅŸilik grup, Türk görevli Sibel Hanım ve Goethe Institute Direktörü Bayan Marion Haasse Mersin’e geldiler. Ancak ses düzeni konusundaki cehaletimiz başımıza çok iÅŸ açtı. Konsere üç saat kala cazcılar düzeni görünce çalmaktan vazgeçtiler. Gülay’la ben fenalaÅŸmışken diÄŸer iki yetkili tansiyonla indirmek için çıktıkları yürüyüşte ÅŸans eseri uygun bazı aletler buldular ve her ÅŸey tatlıya baÄŸlandı. Ama emprovizasyon caz müziÄŸi izleyicilerin çoÄŸuna hitap etmedi ve salonun yarısı boÅŸaldı. Konser arasında bir dostumun eÅŸi “Bir daha bizi böyle saçmalıklara getirme diyerek biletleri avucuma tıkıp gitti. Yine de biz kalanlar hoÅŸ vakit geçirdik. Bayan Haasse daha sonra sık sık Mersin’e geldi, hatta Sanat Kulübü ile ortak bir sergi düzenlediler.
Sanırım Ocak sonuydu, bir sabah saat sekiz civarında yürüyüşe çıkarken telefon çaldı “Hanımefendi ben Hikmet ÅžimÅŸek” diyen bir ses. Gayet ters bir ÅŸekilde “Hangi ÅžimÅŸek beyefendi?” dedim, bir saniye sonra da jeton düştü tabii. Nasıl mahcup oldum anlatmam mümkün deÄŸil. Bana Ankara konservatuvar orkestrası olarak Mersin de bir konser vermek istediklerini, Erol Gömürgen Beyin de bizi önerdiÄŸini için kararlaÅŸtırdık. Hemen Mersin söyledikten sonra konseri bir hafta sonrası konservatuvarını aradık ve Müdiresi Meltem Kula ile organizasyonu yaptık. Üniversite Rektörlüğü devreye girdi. Bilet fiyatlarını da çok ucuz tutunca tam bir izdiham yaÅŸandı. Konser gecesi pek çok insan dışarıda kaldı. Konserin sonunda bir piyano konçerto vardı, fakat o bölümde piyano sahneye gelmedi. Bizler ne olduÄŸunu anlamaya çalışırken Hikmet ÅžimÅŸek Beyefendi sahneye geldi. Hepimize “Salonunuz çok güzel ama bu piyano size yakışmıyor.” Vali Gökhan Aydıner’in gözüne parmağını uzatarak “Sayın Valim size emrediyorum, bu ÅŸehre bir piyano kazandıracaksınız” dedi. Konser sonunda Mersin Kültür Merkezi DerneÄŸi kapı çıkışında bağış masaları kurmuÅŸ, ilk yardımlar toplanmaya baÅŸlamıştı bile… Kendisini rahmetle anıyorum. Kültür Merkezi DerneÄŸi kısa sürede sonuca ulaÅŸtı ve Hanri Beyin uzun araÅŸtırmaları sonucunda Yamaha tam kuyruk bir piyanomuz oldu. Hatta piyano bedeli tam denkleÅŸmediÄŸi için Gülsin Onay iki resital verdi, biz de bu güzel sanatçıyı tekrar dinleme ÅŸansına eriÅŸtik.
Bu dönemlerde Fazıl Say art arda üstün baÅŸarılara imza atmaya baÅŸlamıştı. Kendisini Mersin’de dinlemenin bir yolunu bulmalıydık. Tabii yine Ersin Ankara’dan yetiÅŸti ve biz Fazıl Say’ı Mersin’e davet ettik. İnanmayacaksınız ama o dönemde Fazıl Say çok meÅŸhur olmasına ve biletleri baÅŸka kentlerde bir iki günde tükenmesine raÄŸmen bilet satışında çok zorlandık. Bir gün sevgili Lale tüm biletlerle geri geldi. Rotary Kulüpte kimse bu ismi duymadığı için bilet almamıştı. Hatta sanatçıyı Mersin’e ilk geldiÄŸi gece Kültür Merkezi ÅŸeref salonunda yapılan ODTÜ yemeÄŸine götürdüğümüzde yer ayırttığımız masaya bir kiÅŸi fazla olduÄŸumuz için bizi oturtmadılar. Biz de Paola ve rahmetli eÅŸi Tevfik Ok’la salonun en arkasında bir masayı paylaÅŸtık. Piyanoya henüz bir konser taburesi alınmadığı için özellikle Gülay’ın ısrarı ile İstanbul’dan alelacele bir tabure getirttik. Oysa Fazıl Say pek taburede çalmazmış. Sonunda müthiÅŸ bir resital oldu, Vali Åženol Engin gözyaÅŸlarını tutamayıp aÄŸladı. Konser sonunda insanlar kapının önünde uzun bir imza kuyruÄŸuna girdiler ve biz dernek üyeleri Fazıl Say ile hep keyifle hatırladığımız harika bir öğle yemeÄŸi yedik. Ayrıca sanatçı Mersin konservatuarında da kısa bir workshop yaptı. Yaptığımız iÅŸten çok keyif almıştık. Daha sonra Fazıl Say bizleri kırmayıp Mersin’e bir resital için daha geldi, Üstelik de bir hayli hastayken…
Bir sonraki konsere İdil Biret’i davet etmeye karar verdik. EÅŸini Brüksel’den aradım. Kendimizi tanıttım. EÅŸi bu tür organizasyonları nasıl yürütebildiÄŸimizi sordu, ama zaten böyle iÅŸlere giriÅŸtiÄŸimize göre minimum 10.000 dolar (!) bütçemiz olmalıydı. Tabii ki doÄŸruladım (hayatımda söylemek zorunda kaldığım bir iki yalandan biridir). Erol Makzume etkinliÄŸimize destek verdi. Yine de bilet fiyatlarını yüksek tutmak zorunda kalmıştık. Korkarak bir ay önceden satışa çıkardık. Hepsi birkaç günde tükendi. İnsanlar yerlere oturdu. Ve biz yine çok keyif aldık, hem yaptığımız iÅŸten hem de İdil Hanım’la tanışmaktan, onun gibi dolu bir insanla sohbet etmekten…
Bizler her zaman Opera orkestrası konserlerine destek olmaya çalıştık, gücümüz yettiÄŸince enstrüman aldık, bütçede olmayan çiçek, lutiye, uçak bileti masraflarına destek verdik. Kurum Müdüriyeti, özellikle Müdür ErdoÄŸan Åžanal ile daima karşılıklı anlayış ve saygı içinde çalıştık. Ama bu gayretlerimizi orkestra üyelerine anlatmakta pek baÅŸarılı olamadık, bazıları tarafından yanlış deÄŸerlendirildik. Kendilerinin sırtından Fazıl Say’ i beslemekle bile suçlandık. Hatta konser gelirleri ve ÅŸahsi katkılarımızla orkestra sehpalarını yenilediÄŸimizde bile kıymete geçmedi. Tüm bu kepazeliÄŸe katlanmamız müziÄŸe olan sevgimiz ve yaÅŸadığımız kentin kültürüne yaptığımız katkıya olan inancımızdandı.
Refahyol Hükümeti zamanında bir anda her ÅŸey grileÅŸti. Kültür Merkezi salonu tesettürlü toplantılara, ezan okuma yarışmalarına açıldı, fuayede dini kitaplar satılmaya baÅŸlandı. Yılbaşı gecesi öncesi yerel bir televizyon kanalında sevgili Gülay’la birlikte Opera sahnesinden naklen yapılan bir yayına tanık olduk. AÄŸzına kadar dolu bir salonda takkeli, sarıklı kafalar ellerindeki maytapları sallayarak tüm sanatçıları, özellikle dansçıları, sanata destek verenleri, bizler gibi gönüllüleri, hatta kadın avukatları bile “Allah adına” cezalandırmaya and içtiler. Ertesi gün ortalığı ayaÄŸa kaldırdık. Hemen hemen tüm sivil toplum örgütleri bu toplantıyı protesto ettiler. Akabinde Ankara’ya Bilkent Senfoni Orkestrası’nın bir konserini izlemeye gitmiÅŸtim. Bilkent Müzik Fakültesi Dekanı Prof. Ersin Onay Beyefendiden randevu aldım. Ankara da iÅŸlerinin kolay olduÄŸunu, Anadolu’daki sanat faaliyetlerine de destek vermek zorunda olduklarını, Kültür Merkezinin irticai faaliyetlere açıldığını, bizim kaÅŸe ödeme gücümüz olmadığını, yine de gerekirse tüm masrafları karşılama yollarını bulmaya çalışacağımızı anlattım. Ersin Bey bizleri kırmadı. Åžef Vitali Katayev yönetimindeki Bilkent Senfoni Orkestrası’nı Suna Kan ve AyÅŸegül Sarıca’ya eÅŸlik etmek üzere Mersin’e yolladı. Hilton Oteli inanılmaz indirimli bir fiyat verince 100 civarındaki misafirimizin konaklama sorunu halledildi. Arbel, Aral, ÅžaÅŸati firmaları yemeklere Mersin Vif Otobüsleri ulaşıma destek verince mali sorunları hallettik. Tabii Mersin Opera ve Bale Müdüriyeti yine her zamanki gibi lojistik desteÄŸi saÄŸladı. İlk geldikleri gece benim evlilik yıldönümümdü. EÅŸim evde, bense ayak parmağımı kırdığım için elimde baston ayağım sandalye üzerinde, orkestra müdürü ve Gülay’la baÅŸ baÅŸa Suna ve AyÅŸegül hanımların uçağını bekleyerek evlilik kutlamamı yaptım. Çocuklarım “Anne, babama bunu nasıl yaparsın?” diyerek bana kızdılar… Bilkent Orkestrası çok profesyoneldi. Bizde onlardan aÅŸağı kalmadık. Çok baÅŸarılı bir organizasyon gerçekleÅŸtirdik. Mersinli izleyicilerin çoÄŸu AyÅŸegül Sarıca’nın adını duymadıklarını söyleyerek Suna Kan’ın solist olduÄŸu ilk geceye bilet aldılar. Oysa bu iÅŸin duayenlerinden olan AyÅŸegül hanım gelenleri öylesine büyüledi ki alkışlar durmak bilmedi, defalarca bis yaptı. Çok sonraları dolaylı olarak Ankara’dan hakkımızdaki methiyeleri duyduk, çok keyiflendik. Bu arada hoÅŸ bir anımı ileteyim. Prova sırasında genç bir turistle tanıştım. O gün Mersin’e uÄŸrayan yolcu gemisinde gündüz bulaşık yıkayıp gece piyano çalan bu genç Paris konservatuarında Katayevin öğrencisiymiÅŸ. Åžehirde dolaşırken afiÅŸleri görüp soluÄŸu Operada almış. Bizde kendisini konsere davet ettik.
Bilkent Orkestrasından sonra CumhurbaÅŸkanlığı Senfoni Orkestrası’n agirladik. Murat Göksu’nun Öylesine Bir Senfoni” adlı düzenlemesi sahnelenecekti. Åžef Rengim Gökmen’di. Biletler harika satıldı. CSO daha önce Mersin Belediyesinin düzenlediÄŸi Jose Carreras konseri için Mersin’e gelmiÅŸti. Repertuar hep popüler eserleri içeriyordu ve o yıl Ankara’da bir hayli tutulmuÅŸtu. Hiçbir sorun yok gibi gözüküyordu. Konsere kadar… Maalesef Murat Göksu’nun orkestranın icrasından daha çok konuÅŸacağını, hatta operanın nasıl izlenmesi gerektiÄŸini öğreteceÄŸini düşünememiÅŸtik. Bazı izleyiciler çok sinirlendi. Ama kimse ne böyle bir programla Mersin’e gelen ÅŸef Rengim Gökmen’e, ne de sürekli ÅŸehrimizde eser sahneleyen rejisör Murat Göksu’ya kabahat buldu. Kabak bizim başımıza patladı, yapılan teklifi kabul eden biz Filarmoni DerneÄŸi’ni yerden yere vurdular. Neyse, bu ÅŸekilde kimsenin altına giremediÄŸi iÅŸleri yüklendiÄŸimiz için kapıldıkları kompleksi biraz üzerlerinden atmış oldular. Halimizden anlayan kiÅŸilerden biri de ÅŸu anda Kara Kuvvetleri Komutanı olan ve hiçbir etkinliÄŸimizi kaçırmayan Aytaç Yalman PaÅŸa idi. Çok bilinçli bir klasik müzik izleyicisi olan Orgeneral Yalman bildiÄŸim kadarıyla Adana’daki tüm senfonik konserleri de izlerdi. Her konserde kendisine eÅŸlik eden emir subayının klasik müzik sevip sevmediÄŸini hep düşünmüşümdür. Sevmiyorsa konserler onun için bir iÅŸkence olmalıydı…
Dünyanın sayılı viyolonsel sanatçılarından olan Alexander Rudin Adana Senfoni’ye gelecekti. Kendisi Türk izleyicilerin çok yakından tanıdığı bir sanatçı olmakla birlikte Mersin’e hiç gelmemiÅŸti. Teklifimizi kabul etti. Repertuar için defalarca Moskova’yı aradım. Sonunda Adana’dakinden farklı bir programda anlaÅŸtık. Üstelik Türkiye’de hiç çalınmamış bir eseri seslendirmeye karar verdi. Sanatçı bu eserin orkestra partisyonlarını yanında getirdiÄŸi için fotokopi ile çoÄŸaltılması gerekiyordu. Ancak operada fotokopi iÅŸi unutulunca bir kırtasiyecide Rudin’le birlikte onlarca sayfa fotokopiyi provadan önceki gece geç saatlere kadar çektirdik. Yerin dibine geçtik. Åžef Nezih Seçkin ve Mersin Opera ve Bale Orkestrası, virtüözlüğü yanı sıra usta bir ÅŸef olan Rudin’le birlikte çalmaktan çok memnun oldular, bizler de onları dinlemekten… Konser ertesi sanatçı ile İçel Sanat Kulübü’nde bir yemek yedik. Ünlü bestecimiz Nevit Kodallı ile sohbeti koyultan Rudin’e, Moskova’ya, bestecimizin viyolonsel koncertosunun notalarını yolladım. Umarım sanatçı bu eseri seslendirmiÅŸtir.
İçel Sanat Kulübü ve Filarmoni DerneÄŸi ortaklaÅŸa bir İdil Biret resitali düzenledik. Kulübün baÅŸkanı sevgili DoÄŸan Akça idi. Mersinli sanatseverler, İdil Biret’i daha önce bir kez gördükleri gerekçesiyle konsere raÄŸbet etmediler. Salon boÅŸ kaldı. Bu tıpkı Vivaldi’nin “Dört Mevsim” ini ya da “Carmen” operasını hayatta sadece bir kez dinlemek gibi… Bense, hep bir sanatçıyı farklı repertuarlarla izlemenin, aynı eseri farklı sanatçılardan farklı yorumlarla dinlemenin doÄŸru olduÄŸunu düşünürdüm oysa. Yine yanılmıştık anlayacağınız…
Davet ettiÄŸimiz genç sanatçılarımızdan bir diÄŸeri Cihat AÅŸkın, Åžef Fahreddin Kerimov yönetiminde Mersin Opera Orkestrası eÅŸliÄŸinde Sibelius’un keman konçertosunu seslendirdi. Aynı eser bu yıl İstanbul Festivali’nde Londra Filarmoni Orkestrası eÅŸliÄŸinde kemancı Vadim Repin tarafından çalındı. Bu arada unutmadan yazmalıyım, sevgili Gülay Özçürümez olaÄŸanüstü turunç reçeli piÅŸirir ve her gelen sanatçıya son derece zarif kavanozlarda hediye eder. Cihat AÅŸkın konserinde de bu adetini bozmadı, tek farkla, konser zamanı turunçlar henüz olmadığından hediyesini birkaç ay sonra Ankara’da verdi…
Sizlere Filarmoni DerneÄŸi’nde hatalarımızla, sevaplarımızla yaptığımız etkinliklerin bazılarından bahsetmeye çalıştım. Bazen sevindik, bazen üzüldük; ama içimizdeki heyecanı hiç kaybetmedik. Bu etkinlikler dışında İçel Sanat Kulübü gezileri, sergileri, söyleÅŸileri, konserleri, eÄŸitici kurslarıyla Mersin’in kültür yaÅŸamında her zaman çok aktif bir rol oynadı, dergiyle kitlelere ulaÅŸtı. Kültür Merkezi DerneÄŸi, diÄŸer gönüllü kuruluÅŸlar çeÅŸitli konserler düzenledi. Mersin Kültür Merkezi’nde her zaman en güncel tiyatro eserleri sahnelendi. Görülüyor ki bu kent artık bir festivale ev sahipliÄŸi yapmaya, kültür kenti olma yolunda yeni adımlar atmaya hazır. Yeter ki izleyiciler de düzenleyenlerin ÅŸevkini paylaÅŸsın….İçel Sanat Kulübü Aylık Bülteni 2002/117. Sayısından Alınmıştır.
ULUSLARARASI MERSİN MÜZİK FESTİVALİ – Rezan ELBEYLİ






