YÖRÜKLER – Arslan BAYIR

YÖRÜK.jpg

YÖRÜKLER 
Yörükler,
Ah bizim olan Yörükler
Göç ettiğiniz yollarda taşlar yosun bağladı.
Su içtiğiniz oluklarda sular
Yas bağladı.
Bir kamyonun üstünde giden koyunlar,
keçiler
Meee… sesine hasret bağladı.
Yörükler !
Ah bizim yörükler
Nerde kaldı kepeneğiniz
Nerde kaldı kuzuyu kurda vermeyen
Çoban köpekleriniz.
Türküleriniz, özleriniz
Yörük güzelleriniz
Şimdi nerde?
Yörüklerde mevsimsel özellikler:
Yörükler Anadolu’nun has Türkleridir. Orta Asya’dan gelirken geleneklerini buralara kadar taşımışlardır. Hatta zorunlu olarak Osmanlılar tarafından Balkan ülkelerine gönderilenler aynı gelenek ve göreneklerini oralarda da devam ettirmişlerdir. Orta Asya’dan gelirken diğer boylar gibi şaman kültürünü bir süre devam ettirmişlerdir. Yörenin diğer insanları ile kaynaşma, yüzyıllarca yıllık baskılardan, ya da gönüllülüklerinden dolayı gelirken, şaman ve alevi kökenli iken, bugün aynı çoğunlukta değillerdir. Toros sıra boylarında zamanla Sünnileşerek bugünkü yaşam ve dini inanışlarını almışlardır. Tabi hala alevi kökenli olan Yörüklerin de sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Alevi veya Sünni olan Yörüklerin gelenek ve göreneklerinin büyük çoğunluğunda Şamanizm’in etkisi hissedilir. İnanışlar gelenek ve görenekler bazı değişikliklere uğrayarak sürmektedir. Bunu takvimlerinde de görebiliriz:
1-Yaz ilk bahara verilen isimdir. Kendi arasında üç bölüme ayrılır.
Yaz ayları:
a- İlkbahar 7 gündür 25 Mart 31 Mart arasıdır.
b- Ortabahar; 30 gündür 1 Nisan-1 Mayıs arası.
c- Sonbahar; 54 gündür 1 Mayıs- 25 Haziran arasıdır.
2- Yay (Yazın bir adıdır.) Kendi arasında bölümlere ayrılır.
a- Ülger 6 gündür.1 Haziran 7 Haziran arasıdır, 18 Mayıs’ta doğar bu ay felaketler ayı olarak ta kabul edilir Sehilde kalanların
orak ayıdır bu zamanlar.
b-Terazi, 31 gün. Temmuz ayı sayılır. Şöyle bir söz söylerler Yörükler: “Terazide Dünya ateşe yanar, doğdu terazi oldu üzümün birazı” Yörüklerin köyleri yine yüksek dağların arasında olduğu için ancak üzümlere alaca düşme zamanıdır. Onlar buna nişanda derler.
c- Kuyruk, 24 gündür, ağustos-eylül aylarıdır.
d- Buhur, ikinci ve üçüncü hafta eylül aylarıdır. Gök cisimleri özellikle yıldızlar, Şamanizmin inanışlarında önemli yer tutar. Aylardaki isimler hep birer yıldız adıdır. Buhur ise bereket ve bolluk anlamında da kullanılan bir çeşit tütsüdür. Güzün, Yörüklerin sahile doğru gitmek için hazırlıkların başladığı, yazın ürettiklerini paraya çevirme zamanlarıdır.
3-Güz : Sonbahardır ve kendi içinde yine üçe ayrıılır.
a- İlk güz 23 Eylül’den sonuna kadar devam eder.
b- Orta güz, 31 gündür ekim ayını kapsar.
c. Son güz 53 gündür 2 Kasım’dan 24 Aralık’a kadar sürer.
4- Kış miladi takvimdeki gibi kış aylarıdır. Bunlar ise;
a- Kara kış, 23 Aralık’tan sonuna kadar devam eder.
b- Zemheri, 31 gün olup, ocak ayını içine alır.
c- Zemheri yamacı 52 gün sürer. Şubat’tan 24 Mart’a kadar devam eder.
Yerleşke olarak eskiden Yörükler yazları yaylaklarda, kışları sehil (sahil) denilen daha sıcak korunaklarda geçirirlerdi. Göçer oldukları için bir yerde fazla eğleşmezlerdi. Ama hepsinin birer yaylası vardır. Hele bu sahil sıcağına doğru yürüyen baharla birlikte hiç durmazlar. Yaylalar ki yüsek (yüksek) dağların arasında küçük vadilerde kendilerini gösterir, yüksek ovalarda çayır çimenlerin, kar sularının soğuk pınarlarında kurulur. Eskiden kıl çadırlarda eğleşen Yörükler nisan aylarında göç başlayınca, kasıma kadar yaylalarında kalırlardı. Yoğurdu, sütü, ayranı, peyniri, çökeleği bol bol yediklerinden uzun boylu olurlar ve dağların bol oksijenli havası ile uzun yaşam sürerlerdi. Bir dörtlükte Yörükler;
“Evvel bahar yaz ayları doğunca,
Oğlan kıza nergis, gül verince,
Güzel perçemini yan çıkarınca
Sevdaya kapılır ulu dağlar hey.
Böyle söylerler ki bahar gelmiş dağları. Yaylalar sürüleri bekler. Gençler, elleri kınalı kızlara nergisler verir, bahar sürgünleri gibi zamanları gelmiştir artık.
Şimdiler de bu kavram yavaş yavaş yerini terk etmeye başladı hele Güney’de bir kaç yöre dışında keçi, koyun, deve, sığır gibi hayvanlarını önüne katıp yürüyerek götüren ve nisandan kasıma kadar süren yayla insanı azaldı. Şimdi de yaylalar var ama villa tarzında evlerin, son model arabaların televizyon ve cep telefonlarının olduğu yaylacılık.
Yaylalarda ağaçtan yapılmış oluklardan içilen kar suları diş burduracak kadar soğuk olur. Onun için Yörük çocuklarına çelik gibisin derler. Su çelik olurda, onu içen insan çelik gibi olmaz mı?
Su oluklar ve hayvanların su içtiği ahırlar ekseri Ardıç ağacından yapılır. Çünkü Torosların yüksek tepelerinde ancak Ardıç yetişir. Yörüklerin çeşme başlarında su dolduran elleri kınalı, başları dastarlı (baş örtü) al yanaklı güzel kızları vardır. Gözleri hayvanlarının peşinde, çobanları sürülerine, gündüzün dağ yamaçlarında binnbir çeşit otlardan yedirdikten sonra geceleri yüksek dağ yamaçlarında bir kepeneği ve köpeği ile geçirir. Ta ki sabah olunca sürülerini tekrar yayılmaya bırakıp öğleye doğru obanın içene getirene kadar, yalnızlıkları yalnız uzaktan kaval seslerinin yankısı duyulan diğer çobanlardır. Başka insan yüzlerini ancak obaya gelince görebilirler.
Yörüklerin arasında Karacaoğlan’ın yeri büyüktür. Bir dörtlüğünde şöyle seslenir Karacaoğlan:
Bir sofra isterim; kimse sermedik,
Bir yayla isterim; kimse konmadık,
Bir güzel isterim; yad el değmedik,
Ellenmiş, tebellenmişi nideyim.
Yörüklerin yerleşkelerinde kullandığı bazı sözcükler ve anlamları. Şimdilerde bunların çoğu kullanılmıyor.
Bor: Üstü beyaz ve düz olan dağlara denir.
Koyak: Derin olmayan mağara gibi tabii çukurlara denir.
Kepir: Ot bitmeyen taşlı arazi.
Duida: Kuytu yerler, koyaklar.
Dirmalak: Dik dağlara döne döne çıkan yollar.
Keler: Dağlarda kil tabakalarından oluşan mağaralar. (Bu gibi yerler koyun keçi ağılı olarak kullanılır.)
Püren: Çalılık ve ormanlık yerler.
Göz: Su kaynakları birleşince pinar, pınarlar birleşince göz adını alır. kaynak ve tatlı sudur.
Şartlak-Çavlak: Şelale demektir.
Belen: Üzerinden yol geçen dağ sırtları.
Kaş: Uzanan dağ sırtları özellikle yarım daire gibi oluşan yerler.
Bel: Dağın geçit veren iniş yeri.
Saylık: Yumuşak taşlarla çevrili yerler.
Yörüklerin çadırları kıl çadırdır. Kil çadır keçi kılından yapılmış el istarlarında dokunmuş ve birbirine dikilerek meydana getilmiş çadırlardır. Otağ ise Orta Asya’da kalmış bir oturma yeridir. Köylerinde evleri ise eskiden tek odalı idi, şimdilerde ise oda sayıları artmıştır. Odanın ve yadırın etrafı ve içleri çullarla döşelidir. Yörük evlerinde tavana tahta yamak adet değildir ama döşeme tahtadan olur. Evin ocağı odanın ortasındadır. Bu bazen evin kapısının yanında da olabilir. Ev eşyası olarak; bir kaç tencere (kazan), bir kaç sahan (tabak), hamur tahtası, (Senit) saç, oklava, bir kaç bakırdan bakraç, helke, su kabı (sukabağı) -gügüm- ibrik, sofra atlığı, kaşıklık ve gerektiği kadar tahta kaşık (şimdilerde yerlerini madeniler almış durumda) kaşık her zaman kullanılmaz. Yemek yufka ekmekle elle yenir. Çalı süpürge, çuval, heybe, irgeç (Teker, tengere-ip eğirmeye kil bükmeye yarayan alet), Istar kil dokumaya yarayan tezgah, Culhalik (iplik dokumaya yarayan tezgah)
Yörüklerin en çok ilgilendiği hayvanlar ve bunların anlamları gerekliklerine göre söylenir.
Deve Suna’dır. Çünkü: deve başını kaldırmadan yiyemediği için Suna’ya benzetilir. Koyun berber. Çünkü; Otlakta santim şaşmadan bir düzeye otları biçtiği için berbere benzer. Keçi çerçi, çünkü; her yerden otlandığı için çok gezer. Onun için çerçiye benzer. At server, at ise Yörüklerde yiğitlik anlamında kullanılır. İçel Sanat Kulübü Aylık Bülteni Ekim 2005 sayısından alınmıştır.

Share this post

Biyografik Bilgi

scroll to top