AKKAHVE
MERSİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ
KÜLTÜR YAYINLARI YAYIN NO. 25
TUZ DEPOSU’NDAN GÜNÜMÜZE AKKAHVE
Araştırma: Semihi Vural – Meriç Alkan
Yayına Hazırlayan: İhsan Toksöz
ISBN: 978-605-5274-27-6
Mersin Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları
1.Baskı: Ağustos 2018
Bu kitabın tüm yayın hakları Semihi Vural’a aittir
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ
BİNANIN TARİHÇESİ
BÖLÜM 1: Tuz Deposu
BÖLÜM 2: Nal ve Çivi Fabrikası
BÖLÜM 3: Akkahve
BÖLÜM 4: Mersin Belediyesi ve Güzel Sanatlar Galerisi
BÖLÜM 5: Mersin Büyükşehir Belediyesi Kent Müzesi Projesi
EKLER
EK 1.Akkahve Bağlamında Bir Mersin Kronolojisi
EK 2.Doğan Akça Biyografisi
EK 3. “Akkahve’nin Sanatçıları” Yazı Dizisi
EK 4. Akkahve’nin Restoratörü – Mimar Ertuğrul Menteşe
EK 5. Belediye Taş Binasının Tescil Durumu
KAYNAKÇA
ÖZGEÇMİŞLER
SUNUM
Nüfusunun kırk binlerde olduğu 1950’li yıllarda Mersin halkının tek rekreasyon alam Atatürk Caddesi idi. Kentin en iyi oteli olan Toros Oteli’nden başlayıp kıyıya paralel olarak Kışla’ya doğru uzanan bu cadde üzerinde önce sağda Güneş Sineması, karşısında Tüccar Kulübü, onun yanında da Akkahve vardı. Önü cadde, arkası denizdi Akkahve’nin. Batısında Aile Bahçesi, sonra park parkın bitiminde de Millet Bahçesi (Belediye Gazinosu) ve bu caddeyi üzerlerindeki begonvillerle renklendiren pergolalar…
Millet Bahçesi’nin karşısında, önündeki görkemli Atatürk Heykeli ile Halkevi ve Halkevi’nin doğusunda Vali Konağı…
1945-1960 yillan arasındaki bu Mersin görünümü o yılları yaşayanların hiç unutamayacakları bir tablodur.
Bu tablonun bir parçası olan Akkahve günümüzdeki Mersin Büyükşehir Belediyesi binasunun zemin katındaydı. Bu nedenle eski Mersinliler bu binaya hala “Akkahve” derler.
Akkahve, gündüzleri kafe gibi çalışan, akşamları da müzik eşliğinde lokanta hizmeti veren bir mekândi. 1940’lı yılların ortalarında hizmete açılaus. 50’lerin sonunda da kapatılmıştı.
Peki, varlığını yalnızca on küsur yıl sürdürmüş olan bu mekânın adını unutulmaz kılan özelliği neydi?
Mersin’de, 1933 yılından itibaren önce bugünkü İçel Sanat Sokağı’ndaki Maderi Vatan Mektebi’nin yerinde olan, sonra Vali Tevfik Sırrı Gür tarafından yaptırılan yeni binasında kültür ve sanat hizmeti veren bir Halkevi vardı.
Halkevlerinin 1951 yılında kapatılmasıyla resimden müziğe, tiyatrodan edebiyata, yabancı dile kadar birçok alanda bir eğitim kurumu gibi çalışan Mersin Halkevi’ndeki çalışmalar da durdu. Halkevi’nin bu işlevini 1950’li yıllarda kısmen de olsa Akkahve üstlendi demek mümkün.
Akkahve bir yandan lokanta ve kafe özelliğini korurken, öte yandan da sanatçıları bir araya getiren bir kültür ve sanat ortamına ev sahipliği yapıyordu. Orada adeta bir ekol oluşmuştu. Gün geçtikçe müdavimleri artan bu ortam, hem sanatçılara kendilerini geliştirme olanağı veriyor hem de sanata düşkün gençlerin yetişmelerine katkı sağlıyordu.
Bunun dışında da Akkahve Mersin’e gelen düşün insanlarının, yazarların söyleşiler yaptıkları; sergilerin açıldığı, şiir dinletilerinin ve çeşitli etkinliklerin düzenlendiği bir mekâna, bir kültür merkezine dönüşmüştü.
1950’li yılların Mersin’ine kültürel ve sanatsal anlamda damga vuran ve böylece Akkahve’yi unutulmaz kılan işte bu özelliğiydi.
Bu çalışma Taş Bina’nın hem fiziksel hem de kültürel yönden geçmişini hatırlatmak ve geleceğe dönük kullanımına ışık tutmak amacıyla yapılmıştır.
Semihi Vural / Meriç Alkan
BİNANIN TARİHÇESİ
Mersin tarihinde iz bırakan birçok yapı vardır. Bunlardan biri de Akkahve adıyla bir “şehir efsanesi” hâline gelen şimdiki Mersin Büyükşehir Belediyesi binasıdır. Ulaşabildiğimiz bilgi ve anılardan iz sürerek bu kadim binanın serüvenine göz atmak istedik.
Bu çalışmayı, binanın fiziksel yapı olarak tarihçesi ve kent kültürüne katkı yönünden geçmişi olmak üzere iki bölümde ele aldık.
Kent olarak Mersin’in tarihine kısaca göz atacak olursak, “Mersin” adı ilk 1800’lü yılların birinci yarısında anılmaya başlar. Kuruluş yıllarına ait iki ayrı yazı dikkat çeker; bunlardan biri “tuz” ile diğeri “kumsalda yapılaşma” ile ilgilidir.
Görevi, parçalanmakta olan Osmanlı İmparatorluğu hakkında veri toplamak olan Fransız coğrafyacı ve doğu bilimci (oryantalist) Vital Cuinet (1833-1896) Mersin evlerinin beyaz kesme taştan, tek katlı, üstü teraslı olduğunu, sokaklarıyla ve düzenli bir planlamayla inşa edildiğini belirtir. Mersin’in Fener tarafına doğru geliştiğine ve inşa edilen bazı yeni binalara dikkat çeker: Deniz yolları binası, tren gari, Rum Kilisesi, Fener, Silifke tarafındaki köprü vb. Ayrıca, Gülnar’ın şimdi bilinmeyen tuz yatakları ve tuz gelirlerinden söz eder.
Cuinet’nin, İmparatorluğun ekonomik potansiyelini ortaya koymayı amaçlayan çalışmaları, Ağustos 1890’dan itibaren La Turquie d’Asie başlığı altında, Ernest Leroux tarafından Paris’te yayımlanır.
Diğer yazı ise 1855 tarihinde Sultan Abdülmecit tarafından Adana Valiliğine gönderilen bir fermandır. Mersin’deki yerleşmeye ışık tutan bu ferman aynen şöyledir:
“Adana Eyaleti dâhilinde, Tarsus Kazası civarında Mersin İskelesi nam mahalde deniz kenarındaki kumluklar üzerinde, dükkân ve evler yaptırmak için bazı kimseler bu kumlukların kendilerine kiraya verilmesini Eyaletten istemişler. Vilayette yapılacak muameleyi merkezden sorması üzerine işbu Ferman Sadır olmuştur.” [1]
1850’li yıllarda Mersin İskelesi ve Mersin Köyü hakkında İstanbul Hükümeti’nin fazla bir bilgisi olmadığı anlaşılıyor.
Anılan iskele Messageries Maritimes Gemi Acentesi’ne ait iskele olmalıdır. Bu firmanın özel bir binası ve bir de iskelesi inşa edilmiştir. Tuz deposu olarak kullanılacak bina da iskelenin hemen arkasındaki kumsal üzerinde yükselir. Bu binanın bulunduğu eski bir fotoğraf Mersin’in ilk fotoğrafı olabilir. Daha sonra bu fotoğraftan bir de gravür yapılmıştır.
Fotoğraf ve gravürde görülen üç iskele Mersin’in deniz ticaretinin de tanımlayıcısıdır. En arkadaki, denize uzanan ve ahşap olduğu açıkça belli olan iskele, çapraz atılan desteklerle iyice berkitilmiş görünüyor. Fotoğrafta iskelenin kara bağlantısı anlaşılamıyor, ancak yakınında binalar olduğu görülüyor.
O dönemde şehrin batı ucundaki bu yer, günümüzde Atatürk Evi ve Müzesi’nin yaklaşık 50 metre önündeki Mersin Büyükşehir Belediyesi şehir içi otobüslerinin bulunduğu alana denk düşüyor.
Buranın kuzeyinde ise Mersin Büyükşehir Belediyesi Taş Binası’nın en eski hali yer alıyor. Aşağıdaki fotoğraf binanın günümüzden yaklaşık yüz yıl kadar önceki halini gösteriyor
BÖLÜM 1 –
TUZ DEPOSU
“31 Aralık 1888 tarihli yazıda, Mersin’in gelişen ticaret hacmi karşısında Gümrük Alanı’nın artık ticari malları depolamada yetersiz kaldığı ve alanın güneyinde 600 metrekare bir alanı doldurulmasına gereksinim duyulduğu belirtilmiştir.
Bu ifade, anılan binanın yapımını daha eski bir tarihe, olasılıkla Messagerie Maritimes İskelesi’nin açıldığı yıllara götürüyor (1883)”.
Fransız İşgali sırasında Mersin’le ilgili bir harita, kent planı ve bir seri kartpostal yayımlanır.
Taş Bina’nın doğu yanında denize uzanan iskelenin kartpostallarında Tuz İskelesi olarak adlandırıldığı görülmektedir. Fotoğraflar üzerindeki “Tuz İskelesi” ibaresi, iskelenin arkasındaki binanın da tuz depolanmak üzere yapılmış olduğuna işaret etmektedir.
TAŞ BİNA VE TUZ ISKELESİ
Yukarıdaki iki kartpostal, zamana yenik düşmeyen taş binayı iyi tanımlıyor. Bu eski fotoğraflardan binanın, zemin katı deniz kıyısında olan, sağlam iri kesme taştan temeller üzerinde yükselen bir depo-antrepo olarak inşa edildiği anlaşılmaktadır.
Akkahve’nin iç görünümünden bildiğimiz çapraz tonozlu, yüksek, geniş mekânı ve yapının ilk fotoğraflarında, gördüğümüz gibi alt katta dışa açık pencere olmaması, binanın bir depo olarak yapıldığı görüşünü desteklemektedir. Üst kat, Mersin’de sıkça görülen konut biçiminde yapılanmıştır.
BÖLÜM 2 –
NAL VE ÇİVİ FABRİKASI
Cumhuriyet’ten sonra Bina’nın yeni bir işlev kazandığını görüyoruz. Şinasi Develi, eski tuz deposu ile ilgili olarak şöyle yazıyor:”Altında, Alanyalı Mustafa Efendi’nin Nal ve Çivi Fabrikası vardı; üstü ise ev idi.
Üst katı bir ara Mersin İdman Yurdu Lokali olmuştu. Vali Bey (Tevfik Sırrı Gür) binayı bu hali ile buldu.” [5]
Vali Tevfik Sırrı Gür’ün Mersin’e atanmasıyla kentteki imar çalışmaları da hızla başlatılmıştır. O kısacık dönem (1943-1947) Mersin için mimarlık ve şehircilik devrimi sayılabilir. Türkiye dışında 2. Dünya Savaşı’nın tüm şiddetiyle devam ettiği o yıllarda Mersin’de Halkevi, Lise, Tüccar Kulübü gibi görkemli binalar inşa edilecek; o eski taş binanın giriş katının restorasyonu tamamlanıp “Akkahve” adıyla hizmete sunulacak, “Akotel’in” inşaatına başlanacaktır.
Stadyum yapılması o dönemde gündeme gelmiş, Heykeltıraş Kenan Yontunç’un yapıtı olan Atatürk Heykeli de o dönemde dikilmiştir.






