MERSİN’DE NERELER BATAKLIK İDİ? – MEHMET KAYADELEN

Bataklık.jpg

(“yumuktepe.com” notu:  Yazarın Mersin Tarihine ilişkin ikinci yazısını okumaktasınız. Birinci yazıda, Mersin ne zaman kuruldu, adı ne zaman kullanılmaya başlandı ve Mersin kentinin ilk yapıları nerede oluştu; bu ikinci yazıda, Mersin’de/Bölge’de nereler bataklıktı ve Mısırlı İbrahim Paşa hangi bataklıkları kuruttu; üçüncü yazıda, kentin ilk sakinleri kimlerdi ve adı nereden geliyor; dördüncü yazıda Mersin’deki Arap Aleviler ne zaman, nereden ve hangi amaçlarla geldiler gibi sorulara bugüne kadar verilmiş cevaplar irdelenmiş, beşinci yazıda ise, toparlama, genel değerlendirme ve öneriler yer almıştır. )

Mersin’in kuruluş dönemini konu edinen nerede ise her yayında yazarlarımız, söz konusu dönemde, yani 19. yüzyılın ilk yarısında, Mersin’in kurulduğu alanı ve yakın çevresini de kapsayan bir “Bölge”nin büyük ölçüde bataklıklarla, sazlıklarla ve murt (mersin) bitkisi ile kaplı olduğu; bataklıkları Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın, Çukurova’yı işgal altında tuttuğu 1832-1840 yılları arasında kanallar açarak kuruttuğu (ya da kurutmaya başladığı), kurutulan alanlar tarıma kazandırılarak pamuk ve diğer ürünlerin tarımına başlandığı ve böylece Mersin’in kaderinin değiştiği gibisinden görüşler belirtmektedir [1]. Yazılanların bazılarına bakılacak olursa, neredeyse, İbrahim Paşa Bölge’yi işgal etmeseydi bataklıklar kurutulamayacaktı; bataklıklar kurutulmasaydı iskâna ve tarıma uygun yeterli alan bulunamayacaktı ve Bölge gelişemeyecekti.
Bu görüşleri irdelemeye yönelik olarak söylenebilecekler şunlar olabilir:
a) Herhangi bir alan aynı anda bataklık, sazlık ve murt ağacı ile kaplı olabilir mi? Bilinebildiği kadarıyla olamaz. Çünkü bataklıklarda sazlık olabilir ama murt ağacı olamaz. Murt ağacı, sulak alanlarda yetişemez, kurak alanlarda yetişebilir [2]. Dolayısıyla da Bölge’nin aynı anda hem bataklık hem de murt ağaçları ile kaplı olduğu gibisinden görüşler gerçekçi görünmüyor.
b) Mersin’in ilk kurulduğu ve 19. yüzyıl sonlarına kadar yayıldığı alan, kabaca Batıda Mersin Çayı, Kuzeyde Yumuktepe civarı ve 1. Çevre Yolu (GMK Bulvarı), Doğuda Çakmak Caddesi ve Güneyde de deniz arasında kalan alandır. Bu alanda ve/veya yakın çevresinde bataklık oluşumuna uygun jeomorfolojik koşullar var mı? Bilinebildiği kadarıyla yok görünüyor. Çünkü bu alanda ya da yakın çevresinde göl, lagün, delta ve/veya büyük bir ırmak; çevresine göre kayda değer büyüklükte bir çukur alan; yüzeye yakın su geçirmez bir jeolojik formasyon yok. Akarsu olarak, en yakınlarında kışın yağışla birlikte suyu çoğalan, yazın kuruyan, en azından kuruyacak duruma gelen Mersin (Efrenk) Çayı ve Deliçay var.
c) Mersin antik Zefiryum kentinin üstüne kurulduysa ve Mersin’in kurulduğu alanda bataklık(lar) var idiyse, antik Zefiryum kenti de mi bataklık(lar) yakınına kurulmuş idi? Yoksa Mersin yakınında olduğu söylenen bataklık(lar), Zefiryum kenti yok olduktan sonraki yüzyıllar içinde mi oluştu?
d) Mersin’e 19. yüzyılda gelen Avrupalı gezginlerden/araştırmacılardan, Mersin ve yakın çevresinde bataklık olduğunu belirteni var mı? Erişilebilen yayınlarda bu türden bir ifadeye rastlanmadı. Mısırlı İbrahim Paşa’nın ya da başka birilerinin Mersin ve yakın çevresinde bataklık kuruttuğunu belirten bir yayın var mı? Ona da rastlanmadı. Bu alanda, bataklık kurutmak amacıyla açılmış bir kanal ya da ağaçlandırılmış bir arazi var mı? Olduğuna dair bir bilgi edinilemedi.
e) Bu durumda, pek çok yazarın kullandığı “Bölgenin büyük çoğunluğu bataklık idi.” gibisinden ifadelerde “Bölge” ile kast edilen alan, Mersin’in kurulduğu ve yakın çevresini kapsayan bir alan ise, bu tür ifadelerin gerçeği yansıttığı söylenemez. Neresi kast ediliyorsa gerçekle ilişkilendirilebilir? Çukurova Bölgesi kast ediliyorsa gerçekle ilişkilendirilebilir. Çukurova’da bataklık oluşumuna uygun alanlar bolca var ama Bölge’nin büyük çoğunluğunun bataklık olduğu görüşü de abartılı. Adana-Tarsus alt yöresinin güney kesimlerinde, Tarsus (Berdan) Çayı ile Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin yatakları ve ağızları çevrelerindeki göller, lagünler ve deltalar, bataklık oluşumuna uygun sulak alanlardır. Nitekim bu yörelerde, geçmişte pek çok bataklığın bulunduğunu ve 19. yüzyılın ortalarından 1940’lı yıllara kadar bunlarla mücadele edildiğini belirtilen hayli yayın var. Yaşar Kemal’in Akçasazın Ağaları adlı ikilemesini oluşturan Demirciler Çarşısı Cinayeti ve Yusufçuk Yusuf romanlarının da bu bağlamda anılması gerekir. Ve 19. yüzyılda notları yayımlanan Avrupalı araştırmacılardan/gezginlerden, Çukurova ya da (Ovalık) Kilikya olarak adlandırılan coğrafik alanda çok sayıda bataklık olduğunu belirtenlerler de var. “Bölge” ile kast edilen alana Silifke yöresi de katılırsa, Bölgedeki bataklıklara Göksu Deltası’nı da dâhil etmek gerekecek.
f) Mersin’in kurulduğu alana en yakın olan bataklıklar nerede idi? Bu bataklıkları kimler ne zaman kuruttu? Varlıkları Mersin’in gelişmesini engelleyebilecek, kurutulmaları da Mersin’in kaderini değiştirebilecek önemde miydi? 19. yüzyılda yayımlanmış olup erişilebilen yayınlardan yalnızca ikisinde bu sorulara kısmen cevap oluşturabilecek bazı bilgiler var. İki yayından biri, Victor Langlois’in, Eski Kilikya adıyla Türkçe’ye çevrilen kitabı. Bu kitapta, Kazanlı (Köyü) ile Tarsus Çayı ağzı arasında bir bataklık olduğundan söz ediliyor. 1852 yılında Bölge’ye gelen Langlois’in 1861 yılında yayımlanan notlarının Türkçe çevirisinde ilgili ifadeler şöyle: “Kazanlı’dan Tarsus Çayı’nın denize karıştığı yere kadar arazi bataklık olup kamışlarla örtülüdür. Bu bataklık Tarsus Çayı’nın eski çağda yatağını değiştirmesi ile hâsıl olmuştur. Şimdiki yatağı eskisinden çok daha doğudadır.” [3]. Bu bataklığı kimin ne zaman kuruttuğuna dair bir bilgiye rastlanmadı. İkinci yayın da, İbrahim Oğuz’un yüksek lisans tezi olan Tarsus Şer’iyye Sicillerine Göre Mersin Kenti’nin Kuruluş Öyküsü. Bu yayında da, Mersin ile Tarsus arasında bulunan, 34 bin ile 60 bin dönüm arasında olduğu tahmin edilen ve Sabuncuoğlu Hoca Hanna ile Frenkoğlu Agop’un kurduğu şirketin 1860’lı yılların ikinci yarısında kurutmuş olabileceği ima edilen bir bataklıktan söz ediliyor. Bu bataklığın mevkii net belirtilmiyor. Mevkii ile ilgili tek ipucu bataklığın olduğu yerden demir yolunun geçeceği bilgisi [4].
Mersin’e bir sonraki en yakın bataklık da, Tarsus Çayı’nın ağzında bir zamanlar bulunan, Tarsus Çayı’nın taşıdığı alüvyonlarla zaman içinde dolan Regma Gölü alanında oluşmuş, 1939 yılında okaliptüs ağaçları ekilerek kurutulmaya başlanmış olan Karabucak (Aynaz) bataklığı idi.
İhtiyatla da olsa belirtmek gerekir ki; tersi kanıtlanana kadar Mersin’in kurulduğu yere en yakın bataklık oldukları kabul edilmesi gereken bu bataklıkların varlıklarının ya da kurutulmalarının Mersin’in gelişmesini olumsuz ya da olumlu etkilemiş olma olasılıkları düşüktür. Nitekim Mersin ve Çukurova Bölgesi bu bataklıklar kurutulmaya başlamazdan önce gelişmeye başlamıştı.
g) Peki 19. yüzyılın ilk yarısında, Mersin’de ve yakın çevresinde bataklık yokmuş da neler varmış? Bitki örtüsü nasılmış? Neresi murtluk (mersinlik) imiş? Ovada tarım yapılıyor muymuş? Neler ekiliyormuş? Pamuk tarımı ne zaman başlamış? 19. yüzyılın ilk yarısında bölgeye gelen Avrupalı gezginlerin/araştırmacıların notlarını içeren yayınlardan erişilebilenlerde, Mersin ile yakın ve geniş çevresindeki bitki örtüsüne ve tarımsal faaliyetlere ilişkin bazı gözlemler var. Bu gözlemler, o dönemdeki Mersin ve Çukurova manzarasının tahayyül edilmesine de katkıda bulunabilir. Bazı yayınlardaki ilgili bölümler şöyle özetlenebilir:
i) Willam Martin Leake, 1800 yılındaki notlarında, Bölgedeki bitki örtüsüne ve tarımsal faaliyetlere dair bilgi vermemekte; yalnızca Ovalık Kilikya’nın genellikle verimli topraklardan oluştuğunu belirtmektedir [5].
ii) John Lewis Burckhardt’ın 1809 yılındaki notlarında (Mersin-) Tarsus yolunda Ovanın büyük kısmının arpa ve buğday ekili olduğu, ekili olmayan yerlerde çok sayıda manda ve sağlıklı sığır sürüsünün yabani otlarda otladığı bilgisi de yer almaktadır [6].
iii) Francis Beaufort 1812 yılındaki şu gözlemlerini aktarır: Bütün sahil boyunca kum tepeleri (kumul) var. Bu kum tepelerinden oluşan geniş bandın arkasındaki deniz seviyesinden çok az yükseklikteki ovada/düzlükte buğday, arpa, pirinç, mısır ve pamuk tarımı yapılmakta. Buğday çok güzel, pamuk mükemmel. Mersin Çayı’nın görece yukarı kesimlerinin doğusunda pirinç ve mısır ekili. Karaduvar, Kazanlı ve Yeniköy civarındaki arazi düz ve iyi işlenmiş (ekilmiş). Tarsus yakınlarındaki ovada mısır tarımı yapılmakta [7].
iv) Charles Leonard Irby ve James Mangle, 1817 ve 1818 yılı dolaylarında Tarsus ticaretinin en çok, civardaki ovadan bol miktarda sağlanan pamuğa dayanmakta ve Kazanlı civarında Ovanın kısmen pamuk ekili olduğundan söz etmekteler [8].
v) Habeeb Risk Allah Efendi, 1839 yılında geldiği Mersin Köyü’nde çok miktarda iç açıcı portakal ve limon ağaçları ile sebzelerin, suyun ve gölgeliğin bulunduğunu; Tarsus’a ve Adana’ya giderken, atla geçtiği arazilerin verimliliği ve çeşitliliği açısından iyi olduğunu ve çevresindeki bütün manzarayı, daha önce bulunduğu dünyanın hiçbir yerinde görmediğini belirtir ve Tarsus ve Adana yörelerine ilişkin bazı gözlemlerini aktarır [9].
vi) Tarsus’ta 8 yıl (1838-1846) görev yapmış olan William Burckhardt Barker’ın, kısaca Kilikya olarak adlandırılabilecek kitabında, Bölgenin o dönemdeki bitki örtüsü hakkında yazdıklarının görece geniş bir özeti de şöyle olabilir: Kilikya vilayetinde, tepelerin eteklerinde özellikle Tarsus-Silifke arasındaki yaklaşık 120 mil uzunluktaki kıyı boyunca birkaç mil genişlikte çoğunlukla zeytin ağacı ekili; Cenevizlilerin Bölge’de egemen olduğu zamanlarda bu ağaçlar bol meyveli idi; fakat bütün bu ağaçlar o zamandan beri ihmal edildiği için çalılıklarla kaplanmış ve bazı durumlarda çam ormanları içinde kaybolmuş. Pek çok eski ağaç kesilmiş fakat onların köklerinden yeni dallar türemiş, bunlardaki yabani küçük zeytinleri Türkmenler kullanmakta. Adana-Tarsus arasında Ova ortalama 6-9 m derinlikte humus ve alüvyondan oluşmakta, çoğunlukla ekili ve köy sayısı çok fazla. Kilikya’da alçak tepeler murt, kocayemiş, defne, çalba, günlük ağacı, laden, sakız ağacı ile kaplı. İğde, zakkum, hayıt ve yabani sinemaki, Ovanın sınırlarında en çok göze çarpan ağaççıklardır. İşlenmemiş toprakta yer yer ardıç, dikenli çalı ile çeşitli çiçekli çalılar bulunmakta. Sahildeki kumlukta, ılgın ağacı nerede ise iskeleye kadar ulaşır ve bol miktarda sütleğen ağacı çalılıkları alelade çiçeklerle iç içe geçmiş durumda. Kilikya’nın dağlık bölgelerinde ceviz, elma, kaysı, kiraz, karakavak ve söğüt ekili alanlar var [10].
h) İbrahim Paşa’nın Bölgedeki bataklıkları kuruttuğu görüşlerine gelinecek olursa… İbrahim Paşa bataklık kurutmuş mu? Kurutmuş. Neredeki bataklıkları kurutmuş? Erişilebilen kaynaklarda, İbrahim Paşa’nın yalnızca bir yerdeki bataklığı kuruttuğu bilgisine rastlandı. O yer de, İskenderun’da küçük bir göl imiş. Ancak o gölün kurutulmasıyla da kesin sonuç alınamamış. Çünkü daha sonra su kanallarının doldurulmasına izin verildiği için sorun nüksetmiş, kurutulmuş alanda yeniden bataklık oluşmuş [11]. İbrahim Paşa’nın Çukurova’da başka bir bataklık kuruttuğundan söz edene ise rastlanmadı.
i) İbrahim Paşa’nın Çukurova’da tarımı ya da pamuk tarımını başlattığı iddiaları üzerinde durmaya hiç gerek yok. Çünkü pamuk tarımının Türkiye’deki geçmişinin çok eski olduğu, Milattan öncesine uzandığı pek çok kaynakta yazılmakta. Ayrıca, İbrahim Paşa’nın Bölgeyi işgal etmesinden yıllarca önce de, yani 19. yüzyıl başlarında da, Çukurova’da pamuk ve diğer tür ürünler tarımının yapılmakta olduğunu, o dönemde Bölge’ye gelen gezginlerin/araştırmacıların not ettiklerine yukarıda değinilmişti.
j) İbrahim Paşa, Mersin’de bataklık kurutmamış, Çukurova’da tarımı ya da pamuk tarımını başlatmamış da özelde Mersin’in ve genelde de Bölge’nin gelişmesine bir katkısı olmuş mu? Olmuş. Hem de çok önemli katkıları olmuş. Nasıl? İbrahim Paşa’nın Çukurova’da yaptıkları bu yazının doğrudan konusu olmamakla birlikte, Mersin’in gelişme dönemine ilişkin bilgilerdeki çelişkilerin azaltılmasına, İbrahim Paşa’nın Mersin’e ve Bölge’ye etkilerinin daha doğru bilinmesine ve hakkının teslim edilmesine katkıda bulunmak için, erişilen yayınlarda sözü edilen bazı önemli icraatını aktarmakta yarar var [12].
Mersin’in on dokuzuncu yüzyılda gelişmesindeki ilk atak/sıçrama, İbrahim Paşa işgali döneminde olmuş. Şöyle ki: İbrahim Paşa, kuvvetlerini bu yörede denizden karaya çıkarmış. O zamanlar küçücük bir kulübe-köyü olan Mersin’e bir iskele yaparak Çukurova’ya iyi bir deniz bağlantısı sağlamış. Mersin’i Çukurova’nın giriş kapısı yapmış, Tarsus’un limanı haline getirmiş. Onun yönetiminde iken Mersin köy statüsüne kavuşmuş. Vilayet yönetiminde adalet ilk kez sağlanmış. Bazı mineral kaynakları işlettirmiş, ormanlardan kestirdiği ağaçları tomruk olarak ihraç etmiş. Kilikya’da tarımdaki başarının temelleri onun yönetimi döneminde atılmış. Kıbrıs ve Mısır’dan pamuk tohumu ithal ederek dokumaya daha uygun uzun lifli pamuk üretimini sağlamış. Özellikle dönemin nüfusu dikkate alındığında önemli bir tüketici kitlesi oluşturan ordusunun ihtiyaçları Bölgede tarımı özendiren hususlardan belki de en önemlisi olmuş. Tarım işçilerine düzenli yemek zamanı, düzenli çalışma saatleri, mola ve tatil imkânı tanıyarak, onların çalışma koşullarını iyileştirmiş. İyileşen çalışma koşulları ve özellikle pamuk hasadı zamanında yükselen ücretler, Bölge’ye pek çok yerden tarım işçisi göçünü özendirmiş. Ancak, İbrahim Paşa yönetimi Çukurova’dan çekilince, Bölge yeniden, esas olarak kendilerini zengin etmeyi düşünen yerel yöneticiler (derebeyleri) tarafından yönetilmiş, kötü yönetime ve yoksulluğa geri dönmüş.
Her dönemde insanları cezbedecek koşullara sahip olan bu coğrafyaya (Mersin’in kurulduğu alana), yüzyıllar boyunca boş kaldıktan sonra ilk gelip yerleşenler kimlermiş? Ne zaman yerleşmişler? En azından 1800 yılından beri kullanıldığı belirtilen “Mersin” adı nereden geliyormuş? Bu sorulara verilen cevaplar da üçüncü yazıda irdelenecektir.

5 Bölümlük bu yazı dizisinin “Mersin’in Kurulduğu Yıl ve Yer”  başlıklı 1. bölümü için bu satırı tıklayınız.

5 Bölümlük bu yazı dizisinin “Mersin’in İlk Sakinleri ve Adının Kaynağı”  başlıklı 3. bölümü için bu satırı tıklayınız.
_______________________
[1]Bkz.: 1) Şinasi Develi, Dünden Bugüne Mersin, Mersin’in Kuruluş ve Gelişim Yılları, Mersin’in İlk Sakinleri. http://dundenbugunemersin.blogspot.com.tr. 2) Tülin Selvi Ünlü, 19. Yüzyılda Mersin’in Kentsel Gelişimi, Mersin Ü. SBE yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2007, Mersin, s.42. 3) Mersin’in Kuruluşu ve Mersin’e Göçler, Gündüz Artan, http://www.yumuktepe.com/mersinin-kurulusu-ve-gocler-gunduz-artan/. 4) Semihi Vural, Pamuğun Çocuğu Mersin ve Mersin İskeleleri, 19. Bölüm, http://www.yumuktepe.com/pamuk-ekimi-19-bl/. Bu kaynaklara Ekim 2016-Şubat 2017 döneminde erişildi.
[2] Bkz. 1) Şefik Maya ve Mustafa Öztürk, Mersin kentine adını veren Mersin (Murt) Bitkisi, http://www.yumuktepe.com/mersin-murt-bitkisi-18-bl/. 2) https://tr.wikipedia.org/wiki/Maki.
[3] Victor Langlois, Eski Kilikya, Çeviren M. Rahmi Balaban, Mersin Halkevi Yayını, 1947, s. 33.
[4] İbrahim Oğuz, Tarsus Şer’iyye Sicillerine Göre Mersin Kenti’nin Kuruluş Öyküsü, Mersin Ü. SBE Yüksek Lisans Tezi, MTSO, Mersin, 2006, s. 62-64.
[5] Willam Martin Leake, Journal of Tour in Asia Minör, With Comparative Remarks, On the Ancient and Modern Geography of that Country, London, Jhon Murray, 1824, s. 177, http://books.google.com.
[6] John Lewis Burckhardt, Travels in Nubia, Published By the Association For Promoting the Discovery of the Interior Parts of Africa. With Maps, &C. London, 1819, s. iv. https://archive.org.
[7] Francis Beaufort, Karamanina, or Brief Description of the South Coast of Asia Minor and of the Remains of Antiquity With Plans, Views, &c Collected During A Survey of that Coast Under the Orders of the Lords Commissioners of the Admirality, in the Years 1811-1812, London, 1817, s. 25. boks.google.com. Yöreyi kapsayan çizimlerin örnekleri http://www.yumuktepe.com/kaptan-sir-francis-beaufort-w-martin-leake-konsolos-jille-7-bl/ adresinde yer almaktadır.
[8] Charles Leonard Irby ve James Mangles, Travels in Egypt and Nubia, Syria and Asia Minor, During the Years 1817 and 1818, London, 1823, s. 504 ve 507. http://books.google.com.
[9] Habeeb Risk Allah Efendi, The Thisle and the Cedar of Lebanon, Second Edition, London, 1854, s. 63-64.
[10] William Burckhardt Barker, Cilicia: Its Former History and Present State, London and Glasgov (1862?) s.114, 120, 122, 123. https://archive.org/details/ciliciaitsformer00bark.
[11] Bkz.: 1) William Burckhardt Barker, age s.114; 2) Ehud R Toledano, Where Have all the Egyptian Fallahin Gone to? Labor in Mersin and Çukurova (Second Half of the Nineteenth Century), Mersin, the Mediterranean, and Modernity: Heritage of the Long-Nineteenth Century, Mersin, 2002: s. 21-28. https://www.academia.edu/4899663/Ehud_R._Toledano_Where_Have_all_the_Egyptian_Fallahin_Gone_to…
[12] Bkz.: 1) Barker age s. 90. 2) Ehud R. Toledano agm. s.22. 3) Gisela Prochazka-eisl and Stephan Prochazka, The Plain of Saints and Prophets, The Nusayri Alawi Community of Clicia (southern Turkey) and its Sacred Places, 2010, s. 40-41. https://books.google.com.tr. 4) M. Necati Çıplak, İçel Tarihi Bölüm I, Güzel Sanatlar Matbaası, Ankara, 1968, s. 209.

Maden mühendisi. Ankara’da yaşıyor. Mesleki örgütlerde etkin görevler üstlendi. Çeşitli konularda yayımlanmış yazıları var.

scroll to top