MERSİN’İN İLK KUYUMCU USTALARI – MEHMET KAYADELEN

Mersin-İşleri.jpg

Son yıllarda gerileme sürecine girmiş olsa da, Ülke kuyumculuğunda önemli bir yere sahip olan Mersin kuyumculuğu ne zaman başladı, Mersin’in ilk kuyumcu ustaları kimlerdi, Mersin’de kuyumculuğun gelişmesine kimlerin önemli katkısı oldu? Mersin’de kuyumculuğun yükseliş döneminin içinde yer almış, en azından o dönemi yaşayanlarla birlikte çalışmış bazı kişiler halen yaşıyor olmasına karşın (Hepsine sağlıklı uzun ömürler dileriz.), ne yazık ki bu soruların cevabını verebilecek derli toplu bir yazılı kaynak yok. Neyse ki, 2013 yılında yitirdiğimiz Salim Yılmaz Usta (İçel Kuyumcusu) bazı anılarını ve değerlendirmelerini içeren “Hayat Mücadelem adlı kitabı* yazmış da, o döneme ilişkin bazı bilgiler geleceğe aktarılabilir hale gelmiş. Benim ve erişebildiğim birkaç kişinin hatırlayabildikleri ile Salim Usta’nın adı geçen kitabındaki bazı bilgi ve anılara dayanan bu yazı, anılan eksikliği gidermek amacıyla kaleme alınmıştır. Nisyan ile malul olduğu bilenen beşer hafızasına dayandığından yazıdaki geçmişe ait olay, ilişki, tarih ve isimlerin bir kısmı muğlak, bir kısmı eksiktir; belki bir kısmı da hatalıdır. Yazının özünü değiştirmeyeceği düşünülen bu hususları okuyucunun mazur göreceği, farkına vardığı kusurların düzeltilmesi için katkıda bulunacağı umulmaktadır.

*****

Kyumculuk

Mersin işi takılardan bazıları. Üstten alta doğru: 1) Masif kolye, 2) Dantel, 3) Piramit kolye, 4) Uzay yolu, 5) Masif bilezik, 6) (Kurşun) Palet. (Kaynak: Mersin Kuyumcu Esnaf Odası)

Mersin’in bilinen ilk kuyumcu ustaları, Halep’ten gelen ve biri dışında hepsi sonradan Mersin’den ayrılan Fattal kardeşler (Jorc, Jozef, Kerim, Antuvan ve Edvard) ile Kıbrıs’tan gelen Ahmet Saruhan ve Yusuf Kemal Oyguç ustalardır. Ayrıca, hakkında çok az bilgi olan, Mersin’in eski ustalarından olarak tanımlanan ve 1930’larda İstanbul’a yerleşen Ropen Usta’dan da söz edilmekte.
Fattal kardeşler 1920 yılı dolaylarında, Yusuf Usta 1931 yılında Mersin’e gelmiş. Ahmet Usta’nın ne zaman geldiğine ilişkin kesin bir bilgi yok. Ancak Cumhuriyet’in ilanının hemen sonrası ile 1930 yılı öncesi bir dönemde, yani 1924-1930 yılları arasında Mersin’de kuyumculuğa başladığı anlaşılmakta.
1930’lu yıllara kadar Mersinlilerin bazı takı ihtiyaçlarını Gümrük Meydanı’nda tezgâh açan seyyar sarraflardan ya da başta Adana olmak üzere diğer kentlerden de temin ettiği söylenmekte. Dükkân açan ilk sarraflar, Sarraf Gani (Akça) ile Sarraf Bayram (Şener). Sarraf Gani Antakya’dan, Sarraf Bayram da Antalya’dan, olasılıkla 1930’ların sonlarına doğru gelmişler. Sarraf Gani ölünce işini yeğeni Haşim Dinçer, Bayram Şener ölünce de işini oğlu Doğan sürdürmüş. 1930’lu yıllardan akılda kalan bir diğer isim de, ceplerinde taşıdığı hazır ürünleri kuyumculara satan Mösyö David’dir.
Lozan Barış Antlaşması eki sözleşme uyarınca gerçekleştirilen Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi (değişimi) kapsamında Mersin’den zorunlu göçe tabi tutulan Rumlar arasında kuyumcu var mıydı? Ahmet ve Yusuf Kemal ustalar, anılan mübadele kapsamında Kıbrıs’tan Mersin’e gönderilenlerden mi? Bilemiyoruz.
Fattal kardeşlerin dördü 1934-1936 yılları arasında farklı zamanlarda Mersin’den ayrılmış, Jorc, Antuvan, ve Kerim Halep’e, Edvard da İstanbul’a yerleşmiş. Fattal kardeşlerin dükkânında kuyumculuğa başlayıp sonra usta olanlar, Hikmet Koçer, Yahya Kurt ve Salim Yılmaz’dır.
Fattal kardeşlerden Mersin’de kalan Jozef Usta sonraki yıllarda oğlu Selim ile Jozef Anadalı’yı yetiştirmiş, Salim Budi, Doğan Bolkan ve Nejat Işıkay gibi ustaların yetişmelerine katkıda bulunmuş. Dört kuşaktır kuyumculukla iştigal etmekte olan Fattal ailesinin meslekteki son temsilcisi olan Selim Usta, vitrincilik yaptığı dükkânını 2006 yılında kapatınca, bu ailenin Mersin’de 1920 yılı dolaylarında başlayan kuyumculuğu da sona ermiş oldu.
Dolayısıyla da denebilir ki, şimdilerde Mersin’in merkez ilçelerinde faaliyette bulunan, çok büyük çoğunluğu Mersin’de yetişmiş olan, bir kısmı imalat yapan, bir kısmı imalat yapmayıp yalnızca vitrincilik yapan usta ve kalfalar, Halep’ten gelen Fattal kardeşler ile Kıbrıs’tan gelen Ahmet ve Yusuf ustaların, fakat ağırlıklı olarak Ahmet ve Yusuf ustaların ardıllarıdır.
Ahmet ve Yusuf ustalar mesleklerini 1950’li yıllara kadar sürdürdükten sonra geçimlerini odun kömürü imalatı ve ticareti ile sağlamaya çalışmışlar.
Ahmet Usta’nın sonradan usta olup dükkân açan ilk çırakları, kardeşi Enver, İbrahim Kayadelen, Abdurrahman Everest ve Ali Anılan’dır. Enver Usta, İbrahim Usta ile Silifke’de 1932 yılında açtıkları dükkânı, bir yıl sonrasından itibaren kendi adına işletmeye devam etti.
Ahmet Usta’nın yanında mesleği öğrenenler arasında Mersin’de ilk dükkân açan (1933) ve en çok usta yetiştiren İbrahim Usta oldu. Bir başka ifade ile Mersin’de mesleği öğrenip Mersin’de ilk dükkân açan kişi, İbrahim Usta’dır. 1960’lı yılların ortalarına kadar mesleğini icra eden İbrahim Usta’nın, sonradan usta olup kendileri de yeni ustalar yetiştiren çırakları, Sabri Akcan, Ahmet Cömert, Ali Apaydın, İzzet Butan, Kamil Taşar (Bir ara Antakya’da çalıştıktan sonra Ankara’ya yerleşmiş) ve Mehmet Kayadelen’dir. Ali Usta dışında hepsi 1950’li yıllarda kendi dükkânlarını açtı. Ali Usta ise, hep başkalarının yanında çalışarak yeni ustaların yetişmesine katkıda bulundu.
İbrahim Usta’nın yanında yetişenlerden de en çok usta yetiştiren Mehmet Kayadelen (Eren Kuyumcu) olmuştur. Mehmet Kayadelen’in yanında yetişen Vedat, Asıf, Hasan, Mehmet (Nil Kuyumcusu), Selahattin, Sabahattin, Bülent, Ali Kayadelen ile Yusuf Cömert, Zeynel Karteper, Yahya Efecan; Sabri Akcan’ın yanında yetişen Saim Akcan, İzzet Demir, Abdi Bozlu, Maruf Akcan; Ahmet Cömert’in yanında yetişen oğulları Mehmet ve Ali Cömert ile Ali Anılan’ın yanında yetişen Mehmet Adil Anılan ve Yılgör Efe Ustalar, Ahmet Usta’nın üçüncü kuşak ardılları kabul edilebilir. Her ne kadar kuyumculuğu bir meslek olarak seçmemiş olsa da, altı yaşında Ahmet Usta’nın, sonraki yaşlarında babası İbrahim Usta’nın çırağı olan bu satırların yazarı da, Ahmet Usta’nın hem ikinci ve hem de üçüncü kuşak ardılı sayılabilecek tek kişidir.
Mehmet Kayadelen’in oğlu Bülent ile Ahmet Cömert’in oğulları Mehmet ve Ali, Ahmet Usta’nın üçüncü kuşak ardıllarından halen Mersin’de dükkân sahibi olanlardır.
Yusuf Usta’nın yanında yetişen ya da olgunlaşan çırakları ise Selçuk (?), (Kıbrıslı) Arap Ahmet Soyçen (Sonradan İstanbul’a yerleşti), Salim Yılmaz, Şefik Asil ile İlyas ve Marsel Hanna’dır. Bunlardan usta yetiştiren yalnızca Salim Usta olmuştur. Salim Usta’nın yanında yetişen onlarca kişi, Fattal kardeşler ile Yusuf Kemal ustaların üçüncü kuşak ardılları olarak kabul edilebilir. Bunların akılda kalan ilkleri, Atalay Korkmazoğlu, Muzaffer Akyüz, Saim Akcan, Muhsin Yılmaz, Akın Kayadelen, Özcan Uras, İlhan Yakan, Faruk Aktuğ, Ali Güven, Nurettin Kurtuluş, Ahmet Yaşar ve Hüseyin Karteper’dir.
Yahya Kurt ile Salim Yılmaz ustaların 1940 yılında ortak olarak açtıkları dükkânda yetişen Selahattin ve Kaplan Kurt ile Sıtkı ve Refik Yılmaz hem Fattal kardeşlerin ve hem de Yusuf Usta’nın ikinci kuşak ardılları olarak kabul edilebilir. Ortaklıklarının sona erdirildiği 1959 yılı sonrasında Yahya Usta ve oğullarının işlettiği dükkânda yetişen Selah Sancar, Hüsnü Kurtuluş ile Sabahattin Güven de Fattal kardeşlerin ikinci kuşak ardılları sayılabilir.
Süreç içinde, Mersin’de yetiştikten sonra başka kentlere giden; çeşitli aşamalarda mesleği bırakan, dükkân kapatan ustalar / kalfalar da oldu; Mardin ve Adana gibi başka kentlerde yetişip Mersin’de kendi adına ya da başkalarının yanında çalışanlar da oldu. Örneğin, Hanna Daralı, Mihail Altıniş, İhsan ve Mehmet Altunören ile Yalçın Kaynakkan, Mersin’e yetişmiş olarak gelen ilk ustalardan olup, halen bunların kendileri ya da çocukları Mersin’de kuyumculuk yapmaktadır.
Önceleri, yalnızca Atatürk Caddesi ile şimdiki 4711 sokak ve civarında bulunan kuyumcu dükkânları, süreç içinde Atatürk Caddesi ve çevresinde yoğunlaşmakla birlikte, kentsel alanın genişlemesine paralel biçimde, kentin pek çok yerine yayıldı.

*****

Döneminin en iyi ustası ve çok iyi bir kalemkâr olarak tanımlanan Yusuf Usta’nın Atatürk’e olan hayranlığını ve sevgisini Salim Usta’nın adı geçen kitabından öğreniyoruz. Yusuf Usta bu hayranlık ve sevgisinin ifadesi olarak 1933 yılına kadar gerçekleşen bazı Atatürk / Cumhuriyet devrimlerini tasvir eden kabartma resimli gümüş bir madalyon yapmış ve onu Atatürk’e armağan olarak göndermiş. Atatürk de takdirlerini belirten kendi el yazısı ile yazdığı bir teşekkür mektubu göndermiş. Madalyonun bir yüzünde, Saltanatın kaldırılıp Cumhuriyetin ilanı, Harf Devrimi, Kıyafet Devrimi, Tekke ve zâviyelerin kapatılması, barışı simgeleyen ve elinde zeytin dalı olan bir melek resmi ile Ata’nın Kocatepe’de ayakta duran figürü; diğer yüzünde ise, Atatürk’ün kabartma olarak işlenmiş profili varmış. Salim Usta, Anıtkabir’i ziyaretinde Atatürk’e ait eşyalar arasında bu madalyonu özellikle aramış ancak görememiş. Bu gümüş madalyon nerelerdedir acaba?
Yusuf Usta, mesleğindeki becerisini yansıtan bir soyadı almış: Oyguç. “Oy” fiil kökünden türetilen bir isim. Oyma işini meslek edinen anlamında.
Diğer mübadiller gibi, ilk kuyumcu ustaları da temasta bulundukları kişileri etkilemiş. Bu anlamda aile büyüklerimizin yakından tanıdığı Ahmet ve Yusuf ustaların, çıraklarını, yalnızca zanaatlarını öğretip meslek sahibi yapmakla değil, görece daha gelişmiş kültürel değerleri ve görece daha modern denebilecek yaşam biçimleri ile de etkilediklerini çocukluğumdan beri duyarım. Örneğin, Ahmet Usta’nın Beyrut asıllı eşinin çok iyi ud çaldığı, aile toplantılarında güzel sesi ile şarkılar söylediği, giyimi ve davranışları ile çevresini hayli etkilediği söylenir.

*****

Mersin’de kuyumculuğun gelişmesine ve şekillenmesine pek çok ustanın çeşitli biçimlerde katkısı olmuştur. Ancak, en çok çalışan, mesleğini en uzun süre başarı ile icra eden, en çok sayıda usta yetiştiren, kendini geliştirmeyi önemseyen, meslekte uzmanlaşmayı uygulayan kişi olmasının yanında, özellikle ileri yaşlarında toplum yararına yönelik çalışmalar da yapan Salim Usta, Mersin kuyumculuğunda özel bir yer edinmiştir. 1931 yılında Fattal Kardeşlerin çırağı olarak başladığı kuyumculuğu üç yıllık zorunlu askerlik hizmeti dışında 1980’lerin sonlarına kadar sürdürmüş. Bir kuyumcu kenti olarak bilinen Pforzheim (Almanya) kentinde ve bu kentteki kuyumculuk yüksekokulunda aylarca incelemede bulunması (1959-60); Mersin Endüstri Meslek Lisesinde Kuyumculuk Bölümünün (1989/90) ve Türkiye’de lisans seviyesinde ilk ve halen tek kuyumculuk öğretimi yapma özelliği bulunan Mersin Üniversitesi Takı Tasarımı ve Teknolojisi Yüksekokulunun (2002-2003 ) açılışına ön ayak olması, bunlara bilgi ve finansman desteği sağlaması ve buralarda eğitmenlik yapması takdire değer anlamlı çabalardır. Bu okullardan mezun olanların yaklaşık %90’ının diğer kentlerde çalıştığı dikkate alınırsa, eğitime yönelik katkılarının yalnızca Mersin kuyumculuğuna değil ülke kuyumculuğuna da yönelik olduğu söylenebilir. Salim Usta’nın mirası niteliğindeki şirketler halen çocukları ve bir torunu tarafından yönetilmekte. Gönlümüzden geçen, harcında Usta’nın yıllarca akıttığı alın teri bulunan İçel Kuyumcusu imalat alt yapısının küçültülmesi değil, tersine, ulusal, hatta küresel pazara hitap edebilecek hale getirilmesidir.

*****

Son sözlerimiz de Mersin kuyumculuğunun bugününe ve geleceğine dair olsun.
Mersin’de kuyumculuğun başladığı yıllardan bu yana sektörde köprülerin altından çok sular aktı. Kuyumculuk teknolojisi ve ölçeği, takı pazarı, takının işlevi, sektörde istihdam edilenlerin niteliği değişti ve değişmeye de devam ediyor. Şöyle ki:
– Kuyumculuk, basit araç ve gereçlerle icra edilen emek yoğun bir sektörken, gelişmiş makinelerin kullanılabildiği sermaye yoğun bir sektöre dönüştü. Birkaç örnek: Şalümoda kaynak ve tavlama işlemi için gereken ısı, tek ayakla çalıştırılan körükten çıkan sıkıştırılmış havanın püskürttüğü benzinin yakılması ile elde edilirken, şimdilerde tüplerdeki sıvılaştırılmış gazın yakılmasıyla elde edilmekte, tavlama işlemi için elektrikli fırınlar kullanılmakta. Döküme hazırlanan altınlar / metaller, odun kömürünün elle çevrilen kollu pervanelerle üflenerek yakıldığı ocaklarda ergitilirken, elektrikli ocaklarda ergitilir oldu. Elle yapılan zımparalama ve parlatma işlemlerinde makineler kullanılmakta. Kıl testere, eğe, çelik kalem vb gibi gereçlerle saatlerce uğraşarak elle yapılan kesme, düzeltme, delme, oyma vb işlemlerin çok daha az kusurluları CNC makinelerde dakikalar içinde yapılabilmekte. Döküm ile karmaşık olmayan ürünler tek tek elde edilebilirken, hayli karmaşık ürünler seri olarak üretilebilir oldu.
– Birkaç yüz gram altın ile iş döndürülebilirken, şimdilerde sektör liderleri tonlarla ifade edilen miktarda altınla çalışmakta.
– Bir ya da birkaç usta / kalfa / çırağın çalıştığı atölyelerin yerlerini binlerle ifade edilen kişilerin çalıştığı fabrikalar aldı.
– Pazar, yöresel iken küreselleşti.
– Çoğunlukla siparişle yalnızca 22 ayar altından yapılan ve yıllarca değişmeyen sınırlı sayıdaki modellerin yerini, her ayardaki altın ile gümüş ve çeşitli alaşımların kullanıldığı hayli geniş bir yelpazede çok sık değişebilen, uzman tasarımcıların geliştirdiği modellerdeki hazır ürünler aldı.
– Hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki bozukluk, değerli metallerin fiyatlarındaki artış, ülkede 7-8 yıl ara ile yaşanan ekonomik krizler, tasarruf için alternatif ürünlerin gelişmesi vb olaylar, takının tasarruf aracı işlevinin terkine ve düşük fiyatlı takıların da piyasada yer almasına yol açtı, tüketicinin davranışlarını değiştirdi, takı talebini görece olarak azalttı.
– İlkokulu bitirmiş ya da bitirememiş çırakların önce kalfalığa, sonra da ustalığa geçtiği “alaylı” çalışanların yerini, “mektepli”ler almaya başladı.
Ülke düzeyindeki bu gelişmelere ayak uydurup rekabet gücünü koruyabilenler / geliştirebilenler ulusal pazardan önemli paylar almakla kalmadı, pek çok ülkeye ihracat da yapabilir oldu. Türkiye kuyumculuğu son yıllarda hayli yol alarak, dünya çapında tanınır ve ülkemiz, altın mücevherat ihracatında İtalya’dan sonra dünyada ikinci sırada yer alır oldu. Gelişmelere ayak uyduramayanlar ise, krizlerin de katkısı ile yok oldu.
Peki, köprülerin altından akan bunca su, Mersin kuyumculuğunu nereye taşıdı? Görülebildiği kadarıyla, varılan yer çok iç açıcı değil.
Mersin Kuyumcular Esnaf Odası verilerine göre Mersin’de bugünlerde irili ufaklı toplam 344 kuyumcu var. Çoğunluğu İstanbul’da yapılıp kuryelerle / çantacılarla ayağına kadar getirilen işleri pazarlayan dükkânlara dönüşmüş durumda. İmalat yapan atölyelerin sayısı 65-70 dolaylarında. Atölyelerden teknolojik gelişmelere bir biçimde ayak uyduranların sayısı ise, ne yazık ki, iki elin parmaklarının sayısını geçemiyor. Özellikle sermaye, markalaşma, yenilikçilik ve kurumsallaşma alanlarında da ciddi sorunları var. Yeni modeller geliştirilmesi yerine, çoğunlukla Mersin işi olarak tanımlanan, 22 ayar altından yapılan bazı modeller ile yetiniliyor. Ulusal ve oradan da küresel pazara hitap etmek bir yana, bölgesel pazarın önemli bir kısmı, son yıllarda ciddi bir sıçrama yapan başta K. Maraş’takiler olmak üzere Adana ve Gaziantep gibi kentlerdeki imalatçılara kaptırıldı.
Rekabet gücünü yitirdiği için kapanan atölye sayısı sürekli artmakta. Kapanan atölyelerde çalışan ustalar ve kalfalar, önce başka kentlerdeki fabrikalarda işçi oldu, sonra da mesleğini bıraktı. Çok yetenekli ustalar Mersin’i terk etmek zorunda kaldı.
Oysa kısa yoldan zengin olma düsturunun egemen olmaya başladığı 1980’li yılların başlarına kadar her şeyin çok iyi gittiği düşünülüyordu. İlk ve ikinci kuşak ustaların gece gündüz çalışarak, ustalarından öğrendiklerini geliştirerek, bildiklerini birbirlerine aktararak, dükkân açacak parası olmayanların evlerinde çalışarak, adeta tırnaklarıyla kazıyarak oluşturdukları bir kuyumculuk kültürünün heba olması ne kadar acı!
Bütün bu olumsuzluklar olup biterken, sektör içindekiler gelişmeleri çaresiz izledi. Neden? Sermaye yetersizliği sorun olmamalı. En azından birkaçı birleşip bir yerden başlayabilirlerdi. Vizyon yetersizliği mi? Becerememek mi? Kafasını tezgâhından kaldıramadığı için, dünyada ne olup bittiğini gözden kaçırması mı? Var olanla yetinme isteği mi? Başka bir şeyler mi?
Peki, kent yöneticileri farkında mıydı sektörde ve Mersin kuyumculuğunda olup bitenin? Farkına varan oldu ise de sadece seyirci kalmıştır. Öyle ya… Onların, yandaşlara hak etmediklerini vermenin yolunu bulmak, hukuka aykırı taleplerini karşılamak gibi işlerden başlarını kaldırıp, böylesi sorunlarla uğraşacak zamanları mı ve / veya vizyonları mı olmuştur?
Mersin’de sayıları her geçen gün azalan atölyelerin gelecekte tümüyle kapanmaması, Mersin’in yeniden bir kuyumculuk kenti niteliğini kazanabilmesi için, yapılması gerekenleri ilgililer bulmalı ve yapılmasına ön ayak olmalıdır.

Teşekkür: Bu yazının hazırlanması için hatırladıklarını ve bildiklerini benimle paylaşan, yeni kaynaklara ulaşmamı sağlayan sevgili ailemiz bireylerinden başta Mehmet Kayadelen (Eren Kuyumcu) olmak üzere, Akın, Hasan ve Bülent Kayadelen ile Sayın Selim Fattal ve Mersin Kuyumcu Esnaf Odası Başkanı Sayın Hüseyin Karteper’e çok teşekkür ederim. Onların değerli katkıları olmasaydı bu yazı yazılamazdı.

* Salim Yılmaz, Hayat Mücadelem, Mersin, 2001, 318 sayfa

MEHMET KAYADELEN

MEHMET KAYADELEN

Maden mühendisi. Ankara’da yaşıyor. Mesleki örgütlerde etkin görevler üstlendi. Çeşitli konularda yayımlanmış yazıları var.

scroll to top