,

Öyküleriyle Karacaoğlan / YAZ GELİP DE…/ Ali Uysal

gezi-22.jpg

YAZ GELİP DE BEŞ AYLARI DOĞUNCA
Bambaşka bir dünyadır Toros dağlarının başı. Salkım saçak yörükler yaşar o yörede. Yörük obaları durağan yaşamı sevmez. “O koyak senin, bu koyak benim” dolaştırır dururlar çadırlarını. Mevlana ünlü dizelerini sanki onlar için yazmış:
Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş!
İşte o halkın tipik yaşamı. Bilgileri, kültürleri “topraktan öğrenilen kitapsız bilgilerdir.” Atadan, öteden gelme bir yaşam biçimiyle tutuculuğu, çağ dışı düşünceleri tarihin derinliklerine gömmüşlerdir. Kızları, kadınları öylesine serbesttirler. Kadın erkek onların söyleşilerini dinleyenler halktan kişiler olduğundan kuşkulanırlar.
Karacaoğlan da onlardan biridir. Bahçe, Osmaniye, Kozan Dağları, Çukurova, Silifke, Mut yörelerinde dolaşıp durur. Sever, sevilir, saz çalar, türkü söyler. Kızlarla söyleşir, şakalaşır.
Böylesi, kırk yılda bir çıkar kişinin karşısına: Dört çadırlı seçkin bir koyak. Koyağın tüm kızları en baştaki çadırda toplanmışlar; yarenlik ediyorlar.
Karacaoğlan ansızın çıkıverdi karşılarına. Kızlarda coşkun bir çığlık. Sevinç çığlığı. Tanıyorlardı ünlü ozanı. Ne var ki Karacaoğlan tanımıyordu onları. Coşkulu bir söyleşi başladı aralarında. Kırk yıllık içli dışlıydılar sanki. “Karacaoğlan bize türküler çal söyle dedi kızlar.” İçlerinden biri de “Bizi anlat, güzelliğimizi duysun dağlar taşlar!” deyiverdi.
Karacaoğlan’ın yanıtı şöyle oldu: “Adlarınızı bilmiyorum; fakat bu yörede adlar üç aşağı beş yukarı bellidir. Ben çalar söylerim; herkes adını seçip alır. Adınızı bulamazsanız birini beğenirsiniz.
Kızlar sevinçten uçtular; çıldırasıya el çırptılar. Karacaoğlan sazını eline alıp çocuk sever gibi okşadı. Dağlar taşlar sustu. Delişmen kızlar da nefes kesildi.

Yaz gelip de, beş ayları doğunca,
Açılmış bahçenin gülleri güzel.
Yaktı beni Fadime’nin nazarı,
Zülüften ayrılmış telleri güzel.

Elif’i dersen de, nazlıdır nazlı,
Esme’yi dersen de, sırf ala gözlü.
Söyletme Şerfe’yi, bülbül avazlı
Söylüyor Zilha’nın dilleri güzel

Emine’yi dersen, incedir ince,
Bağdat’ın, Mısır’ın gülleri gonca.
Ayşe’nin kaşı da kalemden ince,
Sevmeye Hörü’nün belleri güzel.

Döne, güzelliğin halka bildirir,
Kamer, pınardan da kabın doldurur.
Ayşe yürüyüşün beni öldürür,
Sevmeli Cennet’in boyları güzel.

Karadan da Karac’oğlan, karadan,
Sürün çirkinleri, çıksın aradan.
Herkese sevdiğin verse Yaradan,
Sevdiğim Meryem’in benleri güzel.

Köy Enstitüsü mezunu, edebiyat öğretmeni. Özellikle halk kültürü, Karacaoğlan, N. Hikmet konularında konuşmacı, yazar.

scroll to top